Başlık malzemeyi okutur iyi bilirim. Ama bendeki hikayesini sizi sıkmadan aşağıda anlatacağım..
Arşivimi düzenlerken rahmetli Mehmet Ali Birand’ın, Hürriyet Gazetesi’nde ki köşe yazısında benden söz ettiği bir yazı başlığım ve yorumu karşıma çıktı. (2012) O tarihlerde keyifle takip ettiğim Weekly Dergisi için kaleme aldığım bir yazımdı. Özel bloğuma’ da koymuştum. Diyor ki Birand..
“Aysun Karlı’nın bloğunu şimdiye kadar hiç ziyaret etmediyseniz mutlaka deneyin. başka hiç bir yerde bulamayacağınız çok farklı bakış açılarıyla karşılaşıyorsunuz. hayatın hikayelerini kendine özgü yorumuyla veriyor.
Bir örnek: Külotlu çorap Türk erkeğini bozar mı?…
Bayıldım Aysun, neresinden bakılırsa bakılsın çok farklı.”
Beni ‘Milliyet Gazetesi’nde çalışmak ister misin?’ diye davet edip (1986) gazeteye önerdiğinde, Brüksel’den yazdığı mektubunda ki şu satırları hiç unutmam.
“Sakın tek sütün yazı yazan biri olarak kalma”Ardından yazmam için de her fırsatta teşvik etti. İdolüm Can Babam (Yücel) inanan da Birand’dı. Hem gazetecilik yaptık hem televizyonculuk. Washington‘da seçimler sırasında onun 32.Gün’e alacağı konukları bir gün önce ben Beyaz Saray’da kendi yayınımıza alınca ‘şimdi oldu bu iş’ diye onere etmişti. Biz, WoaNews stüdyolarında canlı yayın konuğum ABD Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Bülent Ali Rıza ve Taçlan Suerdem ile yayına hazırlanırken B.Ali Rıza’yı arayıp ‘ABD’den bağlan yarın 32. güne seçimleri konuşalım” dediğinde öğrenmişti benim Beyaz Saray’da olduğumu. Rıza’da telefonu ona vermişti. 32.günün konukları bir gün önce bizdeydi. Boynuz kulak meselesinin ötesi bilgiye yerinde ulaşmak her zaman anlamlıdır. Böyle çok örneğimiz var düne dair Brüksel’den, Strasbourg’tan..
O dönemlerde idealim bölgesel kanalımızın aynısını 7 bölgeye yapıp, onu networkler ile bağlayıp hem bölgesel hem ulusal harmanlamayı yapmaktı. Yerelden evrensele, evrenselden yerele. Zorda değil. Yeter ki içini doğru doldur. Ulusalın yapamadığını bölgende yap ve ver. Daha çok yerelleş mahallelere kadar. Su kesintisinden nöbetçi eczanelere, tiyatro gösterilerine, okullar arası maçlara, amatör spora kadar.! Neyse bunlar başka konular. Başlıkta ki yazı arşivin tozlu raflarında dergi sayfalarında kalmasın. 14 yıl sonra tekrar paylaşmak istedim. Tekrar okudum da, yine yaz aynısını deseniz hayatta yazamam. Ben bir kerede deli dolu sokak ağzıyla imla hatalarıyla yazan biriyim. Sonradan redakte ediyorum elbet. Okumak isterseniz hemen altta. Biraz uzaklaşın şu abuk gündemden. Kafanız dağılsın belki biraz eğlenirsiniz..
KÜLOTLU ÇORAP GİYMEK TÜRK ERKEĞİNİ BOZAR MI?
Adam olmanın bir yığın kuralı var…Erkek olmanın da…
Mesela her erkek adam mı?
Ya da kim adam kim madam?
Sor sorabildiğince…Malzeme çok…
Nedir bunun kıstası?
Her ülke erkeğinin kendine göre duruşu var…
Her duruşun ona göre vuruşu…
Beylik laflar edecek değilim…
Öyle etrafı tararken dikkatimi çekti.
Çıkış noktam şu İtalyan moda tasarımcısı Emilio Cavallini’nin ürettikleri.
Hani erkeklerin de giyebileceği yeni külotlu çoraplar dizayn etti ya.
Bunu yapmasının asıl sebebi erkeklerin kadınlarla birlikte bir kombin oluşturmasıymış.
Bu kombin tabi onun hayallerinde olabileceğinin farkında olsa bile, erkeklerin tepkisini ölçmek istemiş. Ne yanıt almıştır sizce bu tepkiye?
Sokakta yürürken sorsak bizim yağız delikanlıya ne der?
‘Bizi bozar yahu ne külotlu çorabı?’ yanıtı çanta da keklik..
Peki giyse çorabı harbiden bozar mı? Bir an düşündümde…
Takır takır topuk sesinin üzerinde o bacakta rakseden çoraba bak, birde bizimkine.
Nasıl bir kombin oluşturur?
Ben genelde nedense tende o süper ince çorabı beğenirim.
Bana bacaklar daha çekici gelir.
Çorap fetişzmim olmasa da insanı inceden inceye etkiler.
Külotlu çorap kültürüyse başka tabi.
Ama kombini oluşturup aynı anda soyunduğunuzda nasıl ber sinerji oluşur onu bilemem.
Galiba İtalyan abim tasarlasa da bizde hem erkek hem kadın hafif bir yadırgar gibi.
Yada toplumsal baskınlıkta etkin olan o ataerkil yapıdan çoğu kimse memnun olmasa da baskın maçosunda külotlu çorabı görmeye kaç kadın tahammül eder?
Hadi kadınlar bir düşünün bakalım.
İstermisiniz karşınızda ki erkekte külotlu çorap?
Sevgilinizi, kocanızı, yada öylesine birini getirin gözünüzün önüne.
Mesele kadının pantolon giymesi gibi mi?
İtalyan tasarımcının düşüncelerinn ötesinde Amerika’ da yine bir firmanın satış müdürünün Ohio sokaklarında şort altına külotlu çorap giyip dolaşması aklıma geldikçe şöyle yanyana getiriyorum bizim adamları da…
Amerika neredeyse her işimize el attı. İtalyan’lar tasarlayıp Amerikalılar giydirirse kıllı bacaklar rafa kalkar gibi, ama şimdiden küfrü yer gibiyim…
Fakat bu son külotlu çorap muhabbetinin ardından mal beyanımda bulunmamda sakınca yok.
Bir gün söylemiştim.. Şimdi ‘çüş bu ne diyeceksiniz?’
Evet tekrar söylem ihtilali yapıyorum…
Bu külotlu çorap demokrasisine don katkısı koyuyorum..
‘Satıyorummmm, sattttııııım’ demeden son aldığım boxer’ in markasını ilan ediyorum…
Gerçi beni kasıyor, fazla rahat.
Slip gibi olmasa da artık Abdullah ağabey’e (Kiğılı) bodoslamasına kıyak yaptım.
Belki sonrasında bana da sponsor olur, donu bedavaya getiririz..Şaka şaka. Sonra rakiplerimiz ‘onuda avanta, barter yapmış’ der dedikodu olur. Veririz alırız parasını!
Bu da benim mal (don) beyanım olsun.
Ayan meyan ortada malım mülküm…O da olmasa zaten donsuz ap açık ortada kalırım..
Bir keresinde kotla öyle bir hata yapmıştım, fermuar ve sonrası dayan turuncu bepantene.
Yahu düşünüyorum da bizim bir kısmımız, hatta alayımız kırık…
Abdullah abim erkekler için külotlu çorap yaptı da biz mi giymedik?
İşte yapıyor elin İtalyan’ı yazdırıyor, çizdiriyor, anlattırıyor.
Acaba kimliksel erozyona uğrar mıydım?
Biraz İtalya, biraz ABD’ye entegrasyonuyla salon aydını olup sosyalleşsem mi?
Ya da etro’yu bir kenara atıp çakmasınımı giyelim..
Neyse ben fazla uzatmadan şu boxer’ı ütüleyip giyeyim de sonra arkamdan ütüsüz don kullanıyor dedikodusu yapmasınlar..
Neme lazım yürürken pot mot yapar..
Sonra ‘potunu gördük’ deyip yaparlar ren geyiğini..
Yine de son sözüm şu.
Tamam kombin mombin falan filanda yinede biz o çorabı yakışan bacağa bırakalım.
Arkasından da yürürken keyifle bakalım..
Üzerindekini mis gibi taşıyana bakmayan zaten salak…
Ahaa işte dönüp bir daha baktım…
Onca çakma naylon brondaya inat bir daha…
Yazı: Aysun Karlı (2012)



