Seni böyle bilmezdik!

Bu sözü, kısa süre önce vefat eden eşimin tedavisi sırasında ve sonrasında o kadar çok duydum ki…
Hatta zaman zaman bunu rahmetli eşimle de konuşurduk.

Nasıl bilirlerdi ki?
Ya da ben ne yapmalıydım?
Nasıl bir davranış içinde olmalıydım…?

Bunu da muhtemelen eşimin sürekli yanında olmama bağlıyorlardı.
Kanser tedavisi gören en yakınındaki insanı kaderine mi terk etmeliydim?

Tabii ki yanında olacaktım. Destek verecektim.
Bırakın karı-koca ilişkisini… Önce ahlak, önce vicdan.

En kolayı bırakıp gitmek… Peki sonra?
İnsan bunu kendine, beynine, ruhuna nasıl izah eder?
Aynaya bakabilir mi?

Elbette hayatta bunun örnekleri var… Çekip gidenler de var.
Ama bana ne?

Seni böyle bilmezdik” sözünün altında yatanı da biliyorum aslında…
Kendi algıları, görmek istedikleri…

Oysa çalıştığımız sektörün o vahşi batı düzeninde, etrafında bir yığın çakal, oturduğun masada bir yığın iki yüzlü insan varken…İnsan ister istemez gardını alıyor. Sertleşiyor.
Kolay lokma olmayınca da “böyle bilmezdik” oluveriyorsun.

Keşke özüne inip anlayabilselerdi.

Ama asıl mesele bu değil…

Bu hastalık… bu illet…
En yakındaki insanı gözünün önünde erittikçe, yanında olmak istiyorsun.
Her anında. Kesintisiz.

Bu bir sorumluluğun da ötesi.

2011’den 2025 Aralık ayına kadar geçen süreçte…
İyi ki her şeyi bırakıp yanında olmuşum.
Neden, niye diye asla sormam.

İnsan başına gelince anlıyor.

Bu süreç öyle terbiye etti, öyle dersler verdi ki…
Çevrendeki herkesi daha iyi tanıma şansın oluyor.

Hastanenin -3. katında, onkoloji servisinde…
Her gün yüzlerce insan.
Her biri ayrı bir hikâye.

Orada anlıyorsun:
Neyin kavgası, neyin hesabı?

Bir gün bir tanıdığa şöyle demiştim:
“Bu hastalık, telefonda ‘nasılsın?’ deyince bulaşmıyor…”

Çünkü insan yaşadıkça görüyor…
En yakın sandıklarını uzakta,
En uzakta sandıklarını yanı başında bulabiliyor.

Geleyim mi, bir şey lazım mı?” demek yetmiyor.
Gerçek yakınlık, orada olmak.

Ülker bazen diretirdi…
Yeni metastaslar oluştuğunda, ağrısı artsa da…

Gitmek istemiyorum hastaneye… Her şeyi bıraktın, çok masraflı oluyor” dediğinde…

Ben sadece şunu söyledim:
“Canın sağ olsun… yeter ki Allah bana o gücü versin.”

Bir lirasını bile düşünmedim.
Evet, kaynağımız sınırlıydı…
Her şeyi harcadık, krediler çektik, kredilerin kuyruklarını birbirine bağladık.

Biz bu illetle barışıktık.
Yeni bir metastas olduğunda bazen dalga bile geçerdik.
Açardık bir Noel filmi… biraz olsun dağıtırdık ruhumuzu.

Vefatından iki gün önce…Gücünü toplayıp bileklerimi tuttu.

Konuşmakta zorlanarak söyledi:

“Hakkım, sana milyon kere helal olsun.”

İşte çok zorlu 15 yılın özeti buydu.
Elmastan daha değerliydi. Benim ona “ Yüz milyon kere helal olsun.”

Bugün…Son 2,5 aydır sürekli mezarına giderken…

Kalbim rahat.
Beynim rahat.
Vicdanım rahat.

Çünkü olması gereken buydu.

Çekirdek aile dediğin tam da budur.
Ne olursa olsun yanında olmak…
Zor da olsa dik durmak…
Mücadele etmek…

İyi ki Allah bana o gücü verdi.
Onun gibi güzel bir insanın yanında olabilmek zaten bir lütuftu.

Şartlar değişebilirdi… hasta olan ben olabilirdim.
Ve biliyorum ki…Benim için daha fazlasını yapardı.

O hastane koridorları bize çok şey öğretti.
O, direndikçe inancımız arttı.

15 yıla yaklaşan bu süreçte, en az 14 metastas…
Vücudunda dolaşan tümörler, lezyonlar…

Ve bir kez bile “canım yandı” demeyen bir insan…

Onun yanında “dişim ağrıyor” demek bile saygısızlıktı.

Bugün olsa yine aynı şekilde davranırım.

Çünkü siz, hastanızın yanında gerçekten olursanız…
O kendini daha güçlü hissediyor. Daha dirençli oluyor. Ve elbet en büyük gücümüz direncimiz de evladımız, oğlumuz Ege’mizin varlığıydı. Hep bizimleydi, anneciğini ayakta tutan en kıymetlimizdi. Nefesiydi adeta.

Son gününde… Sabah, tatlı kaşığıyla üç yudum su içirdim.

Bileklerime yine sıkı sıkı sarıldı.
Ve nefesini verdiğinde gözünün kenarında tek bir damla yaş vardı.

İliklerime kadar işledi.

Etrafınızda her tür insan oluyor…
Ama şunu anlıyorsunuz:

Kan bağı değil… Can bağı yetiyor.

Bu süreçte kazandıklarımız da oldu.

Gencecik karşı komşuların.… 75 yaşındaki komşu teyzen…
“Boğazımdan geçmiyor” deyip her gün getirdikleri bir çorba…
Bir tabak yemek…İnanın çok kıymetli.

Sonrası mı?

Ne götürüyoruz iki metre mezara?
Ne egoyu… ne malı… ne mülkü…

Hiçbirini.

Artık hayata bakışım çok net:
Az insan, çok huzur.

Bir dost… bir post yeter.

Yıllar önce medya da ofisimde yazan bir cümle hep aklımda:
“İnsanlar, insanların içinde, insanlara hasret yaşarlar…”

Seni böyle bilmezdik” diyenler…
Bilmediğiniz bir şey yok aslında.

Malzeme buydu. Dün de böyleydim… bugün de… yarın da böyle olacağım.

İnsan, sevdiklerini kaybetme ihtimaliyle yüzleşmeden
kendini gerçekten tanıyamıyor.

2,5 ay önce kaybettiğim eşime…
Sevgiyle, saygıyla, özlemle…

Huzur içinde uyusun. Mekânı cennet olsun.
Ülker’imizin…

Onunla bunları konuşurkende aynen yüksek sesle böyle söylerdim. Düşüncemi bilirdi.

Sizde her daim sahip çıkın, yanında olun sevdiklerinizin, değerlerinizin.

En kolayı bırakıp gitmek, sorumluluk alın el ele verin.

Biz mücadeleyi 15.yılda kaybetsekte, ayakta tutan bu dirençti. Birlikte hareket edebilmekti.

Elbet tıbbın, doğru teşhislerin erken evrelerde müdahale tespitlerinde çok yararı oldu.

Bir şey farketsek, hissetsek, hocamız şansa bırakmaz, mr, pet-ct ne gerekliyse aynı gün çekilir, ertesi gün sonuç alınır, hemen tedavi kemoterapi-radyoterapi planlanır, 2-3 gün içinde başlamış olurdu.

Bu yazı vesilesiyle de.. Sevgili hekimlerimize başta Tıbbi Onkoloji’ de Zuhal Başkan hocama, Radyoloji’ de Aslı Saran İkizler ve öncesinde Nihat Sözer hocalarımıza, Cerrahlarımız Ceyhun İrgil ve Can Başaran kardeşime, dostlarıma emekleri destekleri için minnettarım. Haklarını asla ödeyemeyiz. Ulaşabiliyor, konuşabiliyorduk. Her zaman yanımızdaydılar. Ayrıca Omena ekibine, Acıbadem Hastanesinin Onkoloji ve Radyoloji servislerinin hemşire, teknik personeli ve bankolarda bizi hep güler yüzle karşılayan çalışanlarına, her fırsatta yanımızda olan Halkla İlişkiler ekibine Büşra hanıma ve öncesinde Aysun hanıma da yürekten teşekkürü bir borç biliyorum. Eski başhekimimiz Sibel hocamızı da unutamam. İyi ki varlar.. Son 15 yılımızda her anımızda vardılar…

Yazı : Aysun Karlı