Omurga mı?

Dileyen üstüne alınabilir. Çek çekebildiğin yere.

Anlık değişen o kadar çok şey var ki?

Çekilmeyen de ha babam dönüp duruyor.

Geliyorlar, gidiyorlar, gidiyorlar, geliyorlar!

Neye ayıp, neye bayacağımızı şaşırıyoruz.

‘Mühendislik tamamda, omurga nerede?’ diyenlere nefis bir omurga tarifim var.

Kaburga dolmadan daha iyi hatta.

İster öğle, ister akşam yemeklerinden sonra birer öğün alabilirler.

İşte hep o sözünü ettiğimiz algı…

Darlık ve bakış açılarında ki körlük…

Şu malum anonim tanım..

Omurgasızları bilirsiniz, vücutlarında hiç bir şekilde, destekleyici bir notokordları bulunmaz.

Sinir sistemleri de sadece çevresel etkilere tepki verecek şekilde gelişmiştir.

Hayvanlar aleminde “solucan” ve “sülük” diye adlandırılırlar.

Tabi o alemin omurgasızlarıyla bu aleminkiler arasında farklılıklar var.

Alemin diğer yarısındakiler daha açık.

Omurgasız olduklarını gizlemiyor, “biz buyuz” diyebiliyorlar.

Oradan bir pay kapayım, burada bir statüm olsundiye kimseye yaranmıyorlar.

Anlatmaya kalktığınızda bir yığın örnek var.

Yani gerçek omurgasızlarla, sonradan olmalar arasında ciddi farklılık ortada.

Önemli olansa gerçeklerin farkına varabilmek.

Peki nedir gerçek?

Yalandan ibaret olmayan mı?

Kimin neye inandığı yada sizin nelere inanmak istediğiniz mi?

Yorulmadık mı oynamaktan?

Sürekli yeni kahraman ve senaryolarla birilerinin ucuz kahramanı olmaktan.

Şoven şovalyecilikten.

Yorum: Aysun Karlı