Banner gazeteciliği dediğimde alınıyorlar ama gerçek bu..
Geçenlerde yine ‘abi yapalım bir site’ önerisi getiren eski bir çalışma arkadaşıma açıkça söyledim.
Sonra ne yapacağız?
Yerel yönetimleri dolaşıp banner ilanlarını mı isteyeceğiz?
Bu durumda zaten bir bakış açısının ardındaysan ya yandaş ya candaş oluyorsun.
Ardından internet gazeteciliği adına; tıklanma sayısına bile bakılmadan kimin borusunu çalıyorsan ona hizmet edeceksin.
İktidar ya da muhalefet fark etmiyor! Ortalık bu çakma sitelerle dolu. Ya da önce yönetene muhalif olup, ince ince geçirip sonra kulvar değiştirip, servise konulan hazır haberlerle siteler malum belediye sayfalarına dönüyor…
İçerik yok, araştırma yok, öneri yok, öngörü yok. Daya gitsin sipariş başlığı..
Sonra toplantılarda sürüler halinde kahvaltıya-yemeğe katıl, çek bir selfi..
Eskidenmiş gazetecilik…
Şimdi yayıncılık adına bir şeyler yapmaya kalkanlarda kaynağı önce ‘yerel yönetimlerden’ alırım diye bakıyor. Eeeee sonra bu işin patronu kim oluyor!
Parayı veren düdüğü çalıyor… Asıl kaynak, doğru içerik üretirsen sokakta.
Herkes soluğu Basın İlan’da alıyor..
İşini mevzuata uyduran uyduruyor da !
Bir gün bu işlerinde sonu gelecek.
Aynen dijital yayıncılığa yenik düşen yazılı basın gibi. Mevzuat demişken suistimale de en yatkını. Bul arkana bir sermaye. Gerekirse çalışmayan boşta ki basın kartlarını kullan, öde SGK’ yı vs, 24 ay devam et. Devamında kime hizmet ediyorsan ver başlığı!
Ben her daim sağlıklı akretiditasyonu savunuyorum. Özellikle yerel yönetimler, kamu kurumları vs.. Meslek örgütleri de bu konuda gerek Basın İlan’a, gerekse İletişim Başkanlığı’na ciddi katkı koymalı. Gerçekten bu işi kimler yapıyor? Kimler aktif sahada. Mevzuatı netleştirmek basit ve kolay.
Yine unutmam bir gün güçlü bir sermayenin aile ferdi gece vakti aramıştı.. Keyfide iyi.. “Ya, sen yap abi bir portal.. Başkanı da eleştir diğerlerini de..Kim olursa..”
Eeeeeee, sonra.. Çok şey derimde demeyim..
Sen papaz olursun, diğerleri kol kola girer.. Ardından iki dakikada çırak bile çıkarsın bu zihniyetlerle! Bir taraftan beslen, diğer taraftan kullanacağın aparat yarat vur!
Gazetecilik Nerede Bitti, Propaganda Nerede Başladı?
Bir dönem haberin omurgası olan mesafe duygusu, bugün yerini açık tarafgirliğe bıraktı. Bu dönüşüm tesadüf değil…
Gazetecilik bir mesafe işidir.
Okurla, yönetenle, sermayeyle ve hatta kendi duygularınla arana koyduğun mesafe…
Bugün bu mesafe bilinçli olarak ortadan kaldırılıyor.
Ve buna “yeni medya” deniyor.
Editoryal çizgi ile kişisel kanaat arasındaki sınır neden bu kadar silikleşti?
Herkes birilerinin adamı.. İlişkiler öyle iç içe girmiş ki!
Vallahi ben düşüncelerimi yazıyorum, ucu birilerine değiyorsa etrafımda dönüyorlar demektir..
Herkese eşit mesafede duran, eleştiriyle birlikte öneri yetileri de olan yeni bakış açılarına ihtiyaç var..
Medya yapıları, yönetimleri, patronaj kültürü tamamen siyasallaşmış, dejenere olmuş durumda.
Dediğim gibi, patronun ya da kamunun cebinde olmayan gazetecilik anlayışı şart. Aksi taktirde ya patronun cebinden yiyen, ya kamunun beslemesi oluyor bu sektör.
Hakaret etmeden, ahkam kesmeden, siyasete akıl vermek ya da ‘ben de sizdenim’ mesajlarından çok olanı doğru okuyup yorumlayabilmeli..
Ha bir özeleştiri daha getireyim malum sektörümüze.. Meslekte 40 yılllık tecrübenin ardından yaşadıklarımız bazen trajikomik!. Her yeni yapı haliyle kendi sistemini düzenini oluşturacak. Elbet doğal. Herkes kendi sistemine uyan insanlarla bir arada olacak. Ama gazetecilik gazetecilerin işidir. Şu an editöryol kültür, habercilerin ücret politikaları ortada. Ne var ki köşe yazmak, tv programı yapmak, görsel yayıncılık ciddi birikimler ister. Yazı başına ‘şu kadar’ deyip, haftada 5 güne asgari ücretin altında ödeme yapma düşüncesi bu sektörün geldiği son noktadır.
Ötesi zaten beğenmezsen sen bilirsin kültürü!
Bu durumda çay ocağına aldığına yazdır köşe yazısını, kapıda ki elemanına yaptır tv programını olsun bitsin..
Aynı mantık içerisinde zaten yazıp çizenin oncası çiçek-böcek laylaylom…
Sadece son söz şunu söyleyeyim maalesef siyaset te bunu tam anlamıyor. Herkes her şeyi kontrol etme çabasında da, ne iktidar ne muhalefetin, 3 milyonu aşan kentte. toplumsal karşılığı olmayan çakma yayıncılık anlayışlarına, merdiven altı türeyen onca siteye, gerçek anlamda bayi satışları ortada olan ürünlere ihtiyacı var mı? Yok!. Ha olur da ‘bir gün bende kullanırım belki’ diyorlarsa zaten kasaba siyasetinden öteye çıkamamışlardır..
Yorum: Aysun Karlı
