Yasallık bize dar geliyor!

Bunu seviyoruz.

Hatta onca dizi, film ile özendiriyoruz.

Siyah takım elbiseli adamlar…

Ellerinde silahlar dan, dan, dan…

Ortalıkta cirit atıyor… Senaryo ya..

‘uyuşturucuyu sattırmam’ diyor ama onun dışında her tür derin mafyacılık oynamaya devam.

Ve biz buna ‘helal olsun’ diyoruz…

Biter mi, bitmez! Hatta hepimiz aynı yağmur altında ıslansak ta, beraber yıkansak ta ‘domuz eti’ ironisiyle çakma şerbetin kızılcık ayarını kaçırabiliyoruz !

Uzak yakın şehirlerde, yerin altında, üstünde..

Dünün Kurtlar Vadisinin hırtlayan sözcüklerinden bugünün dizilerine.. Daya gitsin..

İyi de yasallığın dışına çıktığında içi boş kalmıyor mu olması gerekenin!

Diğer yapılanlar matah işler mi?

Keşke ekranlarda kurtarsak çok şeyi…

Ama olmuyor.. Bakın.. “Yasallık bize dar geliyor” sözü ünlü Fransız tarihçi ve politikacı Adolphe Thiers‘a aittir.

Komün günlerinde söylenen ve düzenin sınırsız şiddet kullanma ihtiyacını anlatıyor.

Sistem, ya da adına ne derseniz deyin kendini tehlikede gördüğü zaman, kendisi tarafından konulan yasaları çiğneyebilir. Bu Thiears’ın öngörüsü..

Aynen Süleyman Demirel’ in bir dönem sarf ettiği ve değişmeyen sözlerde örtüştüğü gibi…

Devlet, gerektiğinde rutinin dışına çıkabilir”…

Geride bırakılan onca yıl boyunca demek gerektiğinde rahatça rutinin dışına çıkıldı..

68 gençlik hareketinin bastırılması, irticanın kullanıldığı Kanlı Pazar, 12 Mart askeri darbesi, 1980 öncesinde uygulanan istikrarsızlaştırma operasyonları..

Mayıs 1977, Our Boys’ un 12 Eylül darbesi…

Buralarda hep aynı yasa işledi. Sonrası Susurluk’ tu..

Aslında vatandaş bu kanunların, anayasanın ne kadarı anlıyor, kavrıyor..

O çok dövündüğümüz ihtilal sonrası anayasa yüzde 82.5 kabul görmüştü..

Ama bu promosyon, hazırcı, seyreden, sandık başına gitmeyen toplumun önüne ne kayarsanız eyvallah diyordu…

Aklıma Demirel’ in o meşhur çanak söylemi geldi yine..Paylaşmadan yapamayacağım..

Demirel, ailesine yönelik şaibelerden sonra Meclis kürsüsünden servetini beyan edip “Bunun üstünde bir şey bulana, keşfedene, bulduğunu vermeye amadeyim… Bedeli bedavadır!” dediğinde yıl 1970’ti. Serveti 550 bin liraydı. Ve o beyandan hemen önce 1969’da “Hayat” mecmuasına “Bizim ailede ayrı gayrı yoktur. Üç kardeşiz. Hacı Ali, Şevket ve ben… Üçümüzün kazandığı ortaktır. Hepsi bir çanakta toplanır. Herkes ihtiyacına göre çanaktan alır” yorumunu yapmıştı.

Hay babam sen aklınla çok yaşa emi. Gerçi yaşayan yaşadı da. Bu, o dönemin belki çanak demokrasisiydi. Yani dönemin bakış açıları yeni bir kültür oluşmuştu. Sonra kültür iyice değişti. A.Necdet Sezer’li, bol troykalı, dönemin akil adamlarıyla anayasa kitapçığın da atılmasıyla manzara tam türk filmine dönmüştü.

Sonuç, adrese teslim bölücübaşı senaryosuyla önce iktidar, sonra 1.4 lük oylarlarla sandıkta Ecevit’in hüsranıydı. İşte böyle bir ülkeyiz. “Yaşasın çanak demokrasisi mi?” diyeceğiz bilmiyorum ama onca akil’in içinde..

Biz ise ..

a- Kıllı

b- tüysüz

c- ağdalı

d- hiç biri…

Seçin birini. Hangi şıksınız!

Nasılsa seçenekleri milyonlarca kişi baksa da görmüyor..Görse de işine gelmiyor.

Ya da senaryolarda ‘en kahraman benim’ edasında.

Salon sosyalistleri zaten elde viski bardağıyla ülke kurtarıyor..

Ardından herkes her şeye ‘hayır’ dese de, her evden 2 oy iktidara gidiyor.

Peki kim yalan söylüyor?

Ben alayınızın unuttuğu dünü hatırlattım. Önümüzde ki seçimde daha çok senaryo çıkacak karşımıza… Kimine dar, kimine geniş! Basen bu.

Bir sonra ki yazımda kesin ‘hıyar olmak istiyorum ‘ diyeceğim.

Yorum/ Yazar: Aysun Karlı